bolum1Bas
kose1
Film metni

1965 Şubat'ında, Ziraat Bankası çekilişle 7,5 milyon lira dağıtmaya hazırlanıyordu. Buzdolabı 2500 liraydı, ayda 100 lira taksitle alabiliyordunuz.

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, yardımcısı Süleyman Demirel'i Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e takdim etmişti. Maden işçisinin 16 saatlik çalışmayla alabildiği gündelik, 11 ilâ 13 liraydı.

okRed

10 Mart gecesi, Gelik’te 1500 madenci, işletmenin, yönetime sadık işçilere, mühendislere, şef ve çavuşlara dağıttığı ilave primin kendilerinden niye hep esirgendiğini sormaya karar verdi.

Zar zor ikna edilip ocağa sokuldular.

Soru bir defa ortaya atılmıştı. Ertesi gün, aynı bölgedeki Kilimli ve Karadon ocaklarının işçileri, cevabı almaya fena halde niyetli olduklarını gösterdiler. Ocağa inmediler, kuyu başlarını tuttular, inmeye kalkanı da bırakmadılar, trenle gelen işçileri trenden bile indirmediler.

Hükümet ve sendikanın “kanunsuz” demesine rağmen grev başlamıştı. Üzülmez’den Çaydamar ocağının 900 işçisi de direnişe katıldı.

11 Mart’ta, geceyarısına doğru, Kozlu işçileri ayağa kalktı, köprüyü kapatıp barikat kurdular.

Yöneticiler geldi, madencileri yatıştıramayacağını görüp döndü. Vali beyin makamından çıkması gerekiyordu. Vali işçilerle görüşmeye gitmeden, Ereğli’yi arayıp donanmadan yardım istedi. Haklıymış, çünkü işçileri hot zotla ocağa döndürmeye kalkınca üstüne yürüdüler.

Jandarma valiye fazla yaklaşan işçiyi yakaladı, jipe attı. Birkaç madenciyi daha yakalayıp sürükledi. İşçilerin sabrı taştı, jandarma havaya ateş açarak geri çekildi, vali olay yerinden hızla uzaklaştı.

Deniz Kuvvetleri işte bu sıralarda bir tür çıkarma harekâtına başladı.

12 Mart’ın erken saatlerinde, önce işçilerin önünden kaçan yöneticiler ve jandarmalar, denizcilerin kurduğu barikatın arkasına geçti; ardından işçiler geldi. Kendilerine doğrultulmuş tüfeklere doğru yürüdüler. Ateş açıldı.

Satılmış Tepe ile Mehmet Çavdar vuruldu. Biri hemen öldü, biri hastaneye götürülürken. Artık madencileri durdurmak mümkün değildi. Askerlerle göğüs göğüse dövüşmeye giriştiler. Onları da püskürttüler. 10 işçi ile 12 er yaralandı.

okRed

12 Mart günü, Zonguldak’ta devlet daireleri boşaltılmış, sokaklar askere bırakılmıştı. İşçilerin şehri yağmalayacağı söylentisi çıkarılmıştı. Topçusu komandosu, 10 bin asker Zonguldak’ın giriş-çıkışlarını tuttu. Askerî jetler alçak uçuş yapıp işçilere gözdağı verdi, uçaklardan bildiriler attılar.

Savaş çıkmış gibiydi. Programında radyonun tarafsız olacağını özellikle ilân etmiş hükümet, radyo haberlerine sansür koydu. Ve propaganda başladı:

Türk-İş Genel Başkanı, “bir avuç eli sopalı komünistin işçilere içki içirdiğini", madencilerin bu yüzden “kurşun yağmuruna göğsünü açarak yürüdüğünü” iddia etti. Hükümet de hemen “dış tahrik” palavrasına sarıldı. 100’e yakın işçi tutuklandı.

Hükümetin üç bakanı birden gelip, işçilere taleplerinin kabul edileceğini söyledi.

İki arkadaşlarını kaybetmiş, ama anlaşılan, iktidar sahiplerini bayağı korkutmuşlardı. O primler artık eşit dağıtılacak, ücretler ve çalışma saatleri düzeltilecek, şefler ve amirler işçilere eziyet etmeyecek, kesilen çocuk ve kumaş paraları tekrar verilecekti. Madenciler, yeni doğan kızını bir defa bile göremeden devlet kurşunlarıyla öldürülen arkadaşlarının cenazesini beş kilometre uzaktaki köyüne taşıdılar, sonra işbaşı yaptılar.

okRed

Altı gün sonra, Merzifon’daki Yeni Çeltek maden ocağında grizu patladı, 69 madenci can verdi. Bildiğimiz gibi, maden işçilerini öldürmenin yaygın şekli tüfekle vurmak değildi.

1965 madenci ayaklanması üzerine Fazıl Hüsnü Dağlarca bir “Zonguldak Ağıtı” yazdı: “Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin / Ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin / Yıllarca çalışırsın, gündeliğin on lira / Açsın, susar kuyular bağıra bağıra / Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin / Kim yürürse öldürürler bilirsin.”

Madenciler bunu bilmelerine rağmen, 1968 Şubat’ında yine yürüdüler. Türk-İş Genel Başkanı’nın “Süleyman Demirel bu memleketin medar-ı iftiharıdır” demesine bir-iki hafta daha vardı. İşçiler devlet sendikasının kendilerini kandırdığını düşünüyorlardı. Yedi bin işçi, şehre girdi, polisin attığı göz yaşartıcı bombalara rağmen sendika binasına yürüdü.

Eric Burdon’dan dinleyelim: Sixteen Tons

ericBurdronjoeVolcano"16 Tons"un Eric Burdon'dan dinlediğimiz versiyonu, "Joe Versus the Volcano" filminin (Tom Hanks-Meg Ryan) müziği. Burdon, rock tarihinin en hoş gruplarından biri olan Animals'la karşımıza çıktı, 16 Tons'u söylerken, artık "kırk yıldır" müzik yapan biriydi. Fazlası da var. Fakat ne yaparsa yapsın, galiba hep Animals'ın 1965'teki bomba parçası "Don't Let Me Be Misunderstood" ile hatırlanacak. İlginç bir müzisyen alınyazısı... (Linke tıklayıp, Animals'ın neredeyse utana sıkıla çalan tıfıl halini, Eric Burdon'un o tıfıllığında bile ne harika bir şarkıcı olduğunu izlerseniz, Youtube'da altına yazılmış yorumlardan biri belki gözünüze çarpar. "Animals iyiydi ama Beatles ya da Rolling Stones ile kıyaslanmaz" diyen birine cevap veriliyor: "Hiç de değil! 22 yaşındayım ve Animals'ı gayet iyi biliyorum!") Animals bu durumları elbette sözkonusu parçaya borçlu. İşin ilginci, parça Nina Simone için yazılmış ve 1964'te kaydedilmişti. Oldu olacak onu da dinleyin.
Ek bilgiler, açıklamalar
gurselDemirel

Askeriyeyi temsilen, 27 Mayıs darbesinin başa geçirilmiş sözde lideri Cemal Gürsel, orduya muhalif partinin ileride ordu sözcüsü haline gelecek taze lideri Süleyman Demirel, ortada da askerî devletin sivil yüzlerinden Suat Hayri Ürgüplü. İşçiler her zaman karşılarında, patronlardan önce bu koalisyonu buldu.

ilan65
satilmisTepe

O dönemin "Akşam"ı dışındaki gazeteleri, askerlerin öldürdüğü işçilerin, "havaya ateş açıldığı" sırada ve "kaza kurşunuyla" vurulduğunu yazmaya özen gösterdiler.

aksamGazete
cenaze1965

Madenciler arkadaşlarını köyüne taşıyor. "Milliyet" gazetesinden foto muhabiri Özdemir Gürsoy'un çektiği bu kare, uzun yıllar, işçi hareketi ve sosyalistlerce afişlerde, pankartlarda, yayın organlarında kullanıldı, bir simge haline geldi.

yeniCeltek1

Yeniçeltek - yeni kaza. Bu defa 1990 Şubat'ından. "Acaba bizimki sağ çıkar mı?" umuduyla toplaşmışlar. Birçoğu çıkmayacak. 66 ölü var!

demirsoy

Devlet sendikası Türk-İş'in bir dönem asla değişmeyen, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen başkanı Seyfi Demirsoy, işçileri mi, onlara karşı devleti mi temsil ettiği konusunda hiçbir zaman en küçük şüphe yaratmamayı başardı ve 13 yıl Türk-İş'in başında kaldı. Hakkını arayan bir işçi hareketinin gelişmesini, militan sendikaların devletin işyerlerinde örgütlenmesini önlemede devlete büyük yararı dokundu. Hizmetlerinden ötürü, bir mahalleye, hastaneye, okula adı verildi.

ondeDemir

Filmin bu bölümünde pek çok "sahne", farklı fotoğrafların birleştirilmesiyle meydana getirildi.

soru