bolum1Bas
kose1
Film metni

John Davies, Britanya'da, Rhondda Vadisi'ndeki madene ilk defa indiğinde 12 yaşındaydı. Bu fotoğrafını çektiler. Davies'in dünyaya gözlerini açtığı yıl, 1897'de, Okyanus'un öbür yakasında madenciler ayaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri'nde 72 milletten göçmen, yerin yedi kat altında boğaz tokluğuna ter döküp can vermekten bıkmıştı.

okRed
sefertasli"72 millet" terimi herhalde başka hiçbir yerde ve zamanda 20. yüzyıl dönümü ABD'si için olduğu kadar gerçeği ifade etmemiştir. 1920'de Colorado kömür madenlerinde çalışan 12.799 işçi milliyetlerine göre şöyle dağılıyordu: 3651 Amerikalı, 2325 Meksikalı, 2292 İtalyan, 857 Hırvat, 405 Yunanlı, 369 Sloven, 258 "Zenci", 245 Bulgar, 223 İngiliz, 221 Avusturyalı, 210 İskoç, 192 Galli, 176 Polonyalı, 153 Alman, 148 Fransız, 122 İspanyol, 116 Rus, 104 İrlandalı, 93 Macar, 72 Sırp, 63 Bohemyalı, 63 İsveçli, 54 Finlandiyalı, 38 Rumen, 18 Japon, 18 Karadağlı, 16 Belçikalı. Birbirlerinin dilini anlamasalar da bu işçilerin anladığı ortak bir dilin varolduğu su götürmez. Birleşik Maden İşçileri Sendikası bu sayede 140 bin üyeye sahip olabilmiş, 1902'de başlattığı grevi ABD Başkanı Theodore Roosevelt'in müdahalesine kadar dokuz ay sürdürebilmişti.

Pennsylvania’daki grevci işçiler, 1897 Eylül’ünde sendika hakkı için Lattimer ocağına yürüyüşe geçtiler. Şerif, silahlı adamlarıyla karşılarına dikildi, ellerindeki Amerikan bayrağını çekip aldı ve “Dağılın!” dedi. Dağılmaya çalıştılar, ama arkalarından ateş açıldı, Polonyalı, Slovak ve Litvanyalı işçilerden 25'i öldü. O zamanın işçileri serbest piyasa ekonomisini iyi kavrayamamış olmalıydılar ki, İngiliz, İskoç, Galli bakmadan biraraya geliyor, topluca ölüyorlardı. Hırvat, Bohemyalı ve İtalyan işçiler de arkadaşları öldürülünce tıpış tıpış işe dönmüyorlardı.

Şerif, kalan sağlarla başa çıkamayacağını düşünüp Ulusal Muhafızları çağırdı. Onlar da tüfekleri ve toplarıyla geldiler. Toplar işe yaramadı. İşçiler maden maden dolaşıp sendikayı ve grevi yaymaya devam ettiler.

Ellerindeki tüfekler sizi yanıltmasın, esas olarak, avlanıp karınlarını doyurmak için taşıyorlardı bunları. Yine de, madenden madene sıçrayan sendika, ortalıkta dolaşan silahlı işçiler... piyasalar fena halde huzursuzdu.

silahlilar

Virden, 1900'lere girerken yörede ufacık bir madenci kasabasıydı. 20 yıl sonraki hali de buydu. Chicago Virden Kömür Şirketi’nin patronları, grevci işçilere karşı, madenin etrafına yüksek bir ahşap duvar çektirmiş, arkasına silahlı muhafızlar koymuş, bekliyorlardı. Madene sendika girememiş, ama iş de durmuştu. Patronlar güneyden, Alabama’dan 200 kadar siyah işçi toplayıp, aileleriyle birlikte trene bindirdiler, yola çıkardılar. Virden’da işçiler bunu haber almış, tren yoluna barikat kurmuş bekliyorlardı. Tren Illinois’ye yaklaştığında, bütün bunlardan hiç haberi olmayan siyahlar, trene silahlı beyaz adamların bindiğini gördüler. Siyahların bulunduğu vagonun pencerelerindeki perdeler indirildi, vagonun kapıları kilitlendi. Tren Virden’a girerken, demiryolu civarında bekleşen işçilerin üzerine trenden ve madenden ateş açıldı. Sekiz işçi öldü, kırkı yaralandı.

okRed

Ateş edenler ustaydı. Maden şirketi, eski polisleri ve özel detektifleri getirmiş, onları Winchester tüfeklerle donatmıştı. İşçiler de hazırlıksız değildi, onlar da karşılık verdi. İşverenin silahlı kuvvetlerinden dört kişi öldü, beşi yaralandı. Tren, siyah işçileri getirdiği gibi geri götürdü. Onlardan sadece biri yaralanmıştı. İşçiler sekiz ölü vermiş ama şirketi alt etmişlerdi. Bir ay sonra patronlar, hem ücret artışını hem de sekiz saatlik işgününü kabul ederken, grevi kırmak için Ulusal Muhafızları çağırmaya yanaşmayan valiye küfrediyorlardı.

okRed

E, tabiî, serbest piyasanın işleyişi bozulmuştu. Şöyle olmalıydı: Sen birilerinin sırtından kazanırsın, onlar itiraz ederse vali muhafızları çağırır.

Virden’lılar da aradan yüz kusur yıl geçtikten sonra kasabalarına 1898’de yaşananları hikâye eden bir anıt yaptırdılar. İzlediğiniz, 2006’da açılan bu anıtın görüntüleri.

Türkiye’nin ne kadar çok yerini böyle anıtlarla bezeyebiliriz... Hem bronz sektörü canlanır, piyasaya katkı olur.

winch73İmalatçı firmanın en büyük hissedarı Oliver Winchester'ın adını taşıyan tüfek, özellikle 1873 modeliyle tarihe geçti. Amerikalılar bu tüfeğe "Batı'yı Kazandıran Tüfek" payesi verdiler. Winchester'ın öncüsü Henry de Kuzeylilere İçsavaş'ı kazandırmada rol oynamıştı. Winchester'ın Kızılderililere karşı kullanıldığı pek çok film izledik. Ama işçilere karşı kullanılışını sinemada işlemek muhtemelen uygunsuz bulunmuştur. Anthony Mann'in 1950'de çektiği "Winchester '73" filminde başrolu James Stewart oynadı. "Kadın unsuru" olarak Shelley Winters vardı. Rock Hudson ile Tony Curtis de tıfıl oyuncular olarak bu western filminde yeraldılar.

Virden'da ölen işçiler için sendika, az ötedeki Zeytin Dağı’nda arazi alıp bir anıt-mezar yaptırdı. Amerikan işçi hareketinin efsanevi şahsiyeti Mother Jones, yani “Jones Ana”, “Beni bu cesur oğlanların yanına gömün” diye vasiyet etti, onu da Zeytin Dağı’na gömdüler.

okRed
mojoBugün ABD'de Mother Jones'un adını taşıyan bir yayın organı var; kısaca: MoJo. "Akıllı ve korkusuz gazetecilik" yapmayı amaçlıyor, kendini "okur destekli" diye tanımlıyor, kâr amacı gütmüyor. 230 bin dolayında satışıyla ABD'nin en yaygın demokrat dergisine buradan ulaşabilir, hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.

Virden katliamıyla ilgili New York Times kupürünü ararken, önce gazetenin ana sayfasına giriyor ve haliyle, güncel haberlerle karşılaşıyorsunuz. Ve bu işi tesadüfen 6 Nisan 2010 günü yaptıysanız, karşınıza West Virginia’da 29 işçinin öldüğü maden kazasıyla ilgili haber çıkıyor.

okRed

İnsanlık durmaksızın ilerlediğinden, 21. yüzyılda madencilerle ilgili haberler artık katliamlar değil kazalar hakkındadır.

Jonny Cash'ten dinliyoruz: Sixteen Tons

johnnyCash
okRed
Ek bilgiler, açıklamalar
rhondda

Rhondda Vadisi, Galler'in güneyinde. Artık madenciliğin gözde mekânlarından değil. Fred Stapleton'ın resmi bize bir başka yüzünü gösteriyor, ama vadi bir zamanlar hem maden kazaları hem de militan işçi mücadeleleriyle ünlüydü. 1856'da 112, 1867'de 178, 1880'de 101, 1905'de 120 madenci kazalarda can vermişti. Bu yörenin işçileri, Britanya'da sosyalist ve komünist derneklerin, partilerin kurulmasında önemli roller oynadılar. İspanya İçsavaşı'nda faşistlere karşı Uluslararası Tugaylar'da savaşmaya gidenlerin arasında pek çok Rhonddalı vardı.

luzernLattimer'den az ötedeki Hazleton, ufak bir maden kasabası. 2000'lerdeki nüfusu 80 bin kadar. Filmde, değişik ülkelerden madencilerin yeraldığı bir fotoğraf var. 1900'lerin başında burada çekilmiş. 1870-1915 arasında Avrupa'dan ABD'ye 15 milyon insan göçtü. Yüz bini, Hazleton'un da bulunduğu Luzerne County'nin maden ocaklarına tıkıldılar. Para biriktirip, toprak almayı, aileden bildikleri işi, tarım yapmayı hayal ediyorlardı. Pek azı bunu başarabildi.
connerymolly
Pennsylvania'nın maden havzaları, 1800'lerin sonlarında patronlarla işçiler arasında yoğun mücadelelere sahne olmuştu. İddiaya göre, İrlandalıların gizli örgütü Molly Maguires, bölgedeki İrlandalı topluluğunu ve madencileri ezdirmemek için yeraltı faaliyeti yürütüyor, silahlı eylemler yapıyordu. İşçilere zulmeden formenlerin evlerinin basılması ya da düpedüz sokak ortasında vurulması gibi. Bu militan örgüte karşı patronlar da özel detektiflik şirketlerinden profesyonel katiller getirtip işçilerin üzerine salıyorlardı. Karşı iddia, işçilerin hak mücadelesini bastırmak ve zulmü sürdürmek için patronların bu örgütün faaliyetlerini bahane ettiğidir. Martin Ritt'in 1970 tarihli Molly Maguires filminde Sean Connery bir örgüt liderini, Richard Harris de örgüte sızan detektifi canlandırır.
fraley

Virden'dan sözederken, arkada J. P. Fraley'in "One Morning in May" parçasını dinliyoruz. Kentucky'li kemancı-besteci Fraley, hayatının önemli bölümünü madencilik araç-gereci satarak geçirdi. Özgün tonu ve çalışıyla ün kazandı. En meşhur parçası, 1970'lerde yaptığı "Wild Rose of the Mountain". Katliam anıtı bahsineyse Californialı grup Nico Vega'nın "Coal Miner's Song"u eşlik ediyor. Davullu, gitarlı, sert, fakat basçısız bir üçlü. Şarkıcı Aja Volkman'in tarzını Janis Joplin'e benzetiyorlar.

virden19201920'ye ait Virden fotoğraflarını Tattered and Lost sitesiyle yazışarak temin ettim. Eski fotoğrafa merakınız varsa bu zevkli sitede epey vakit geçirebilirsiniz.
Virden katliamından sonraki günler de işçiler için o kadar kolay geçmemiş. Ölen arkadaşlarını gömdükleri şehir mezarlığının arazisi meğer özel mülkmüş ve sahibi grevci işçileri orada istememiş. Oradaki kilise de yan çizmiş. Sendika tutup bir dönüm toprak almış ve işçilerin naaşlarını oraya aktarmış. Sonra biraz daha arazi alıp 1936’da bir de anıtmezar yapmış. Bu anıtmezarı filmde şöyle bir görüyoruz. Uzun uzun izlediğimiz anıt bu değil. Onun hikâyesi 2000'lerde geçiyor.

oliveMt
craig

Virden Anıtı'ndan, Craig Newsom'un harika fotoğrafları sayesinde haberdar oldum. Katliamdan 100 sene sonra, Virden'ın kuruluşunun 150. yılını vesile eden kasabalıların bronz ustası heykelci David Seagraves'i tutup böyle bir anıt yaptırmış olmaları elbette çok ilgi çekiciydi. Bu vesileyle Craig ile yazışıp tanıştım, fotoğrafları gönderdi. Sonra Zeytin Dağı'ndaki (Mount Olive) Mother Jones'un kabrinin fotoğraflarını da istedim, onları da gönderdi. İnternet dayanışmasının pek güzel bir örneğini yaşadık. Craig, Illinois'de, Springfield'de Blackburn College'da öğretim üyesi ve sanatçı. Fotoğraf, heykel ve desenlerini görmek için tıklayın.

motherJonesMother Jones
(Marry Harris Jones, 1837-1930), öğretmen ve terziydi. Kocasıyla dört çocuğunu kaybettikten sonra kendini işçi hareketine adadı. Birçok grev örgütlenmesine katıldı. Kasaba kasaba dolaşıp işçileri sendikaya çağırdı. Dünya Sanayi İşçileri Sendikası'nın kurucularından. 80 yaşında miting kürsülerine çıkıp, "Ben hümanist değilim, baş belasının tekiyim!" diye haykıran (İrlandalı'ydı) bir kadındı. İşçilere ve ailelerine şöyle sesleniyordu: "Hiç oy hakkım olmadı, ama gördüğünüz gibi, ortalığı birbirine katabiliyorum. İnancınız olsun, sesiniz çıksın, yeter!" Sendikanın henüz başarılı olamadığı yerleri sayıp, "Oraların da örgütlendiğini göreyim, sonra tanrıya dönüp canımı almasını isteyeceğim," diyordu.
nyt

New York Times’ın haberinde (13 Ekim 1898) dikkat çekici olan, gazetenin, işçilerin ateşine trenden siyahların karşılık verdiğini, birçok siyahın yaralandığını yazması. Oysa haberde, trende bulunan silahlı muhafızlardan da bolca sözediliyor. Bunların bir kısmı işçilerin intikam alacağından korkup kaçmış, o da yazılmış. Haber, gönlü işverenden yana kayarken gerçeğe ihanet etmeme kaygısı taşıyan tipik ana akım gazetecilik örneği. Yani epey kaygan. Yoksa, "en azından böyle bir kaygı var" mı demeliyiz? Batı'daki gazeteciliği Türkiye'dekinden ayıran, kolladığı çıkarların farklılığı değil, mesleğin meşruiyetini koruma kaygısıdır.